
Ders çalışma bahanesiyle odalarında yanlız kaldılar. Dünya hala kabullenmekte zorluk çekiyor. Ama bu bazı insanların hiç ama hiç umrunda değil. Yaşanan şeyler, hissedilen duygular, yapılan inanılmaz paylaşımlar vardı ortada. Karşı olan insan bile o anın büyüsüne kaptırır kendisini, alamaz. Etraf, etrafta olanlar hayal edilir, perdenin arasından sızan güneş hayal edilir, tayallül edilir yüze vuran nazik, çekingen güneş. Bir umursamazlık vardır ortada. Çenenin altında hissedilen ıslak bir dudak, üstünde sıçak bir ten ve içinde inanılmaz volkanlar, durulan sular. Patlayan volkanların durulan sulara sızması gibi.
O an, hiç bir şey düşünmeden yaşanılanlar. Hiç bir sorgulama olmadan. Sevap, günah. Ahlak, kural. Hiç bir şey. İnsan olduğunu en çok anladığın an veya hayvan, o an. Samimiyetsizler dünyasın da en samimi olunan, karanlığa bürünmüş bir odada bir kıvılcım gibi, doğmakla ölümün karışımı, bir ağacın meyvesine karşılıksız, saf bakışı gibi, nadide, nadidedir o an. Sevgi değildir, aşk değildir, tanıma sığmayacak kadar büyüktür, kelimelere indirgenemeyecek kadar büyük, dünya için küçük, insanlar için küçük, adi.